yeniden sanat - Blogcu





Create Your Own Custom Message

« Önceki |

15/10/2006

.......

yeni haftaya başlarken tüm dostlarımın sağlıklı ve mutlu günler geçirmesini diliyorum....

                 umarım her şey gönlünüze göre olur....

         


 

15/10/2006

merhabalar

6/10/2006

herkese selam.....

TÜM DOSTLARIMIN İYİ VE SAĞLIKLI BİR HAFTA TATİLİ GEÇİRMESİNİ DİLİYORUM....Upgrade your email with 1000's of cool animations


 

2/10/2006

91 yıllık hikâye...
Yıl, 1915.
Çanakkale'de kan gövdeyi götürüyor.
"Geçerim" diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 200 bini aşmış...
"Geç de görelim" diyen dedelerimizin kaybı ise, 250 binin üstünde...
Mermiler havada çarpışıyor.
Cesetler toplanamayacak kadar çok...
Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükümeti durumdan memnun.
Çünkü gerçeği bilmiyor.
Çanakkale'deki İngiliz cephe komutanı, "Vaziyet gayet iyi... Bugün yarın geçeriz" raporları gönderiyor devamlı...
O sırada genç bir gazeteci var orada. Avustralyalı.
Melbourne Age Gazetesi'nin muhabiri.
Görüyor ki, durum kel...
Hadise, hiç de İngiliz komutanın anlattığı gibi değil.
Türkler kafaya koymuş...
Kuru ekmek yiyor, bulursa üzüm hoşafı içiyor, şakır şakır ölüyor... Ama geçirmiyor.
Avustralyalı olduğu için özellikle dikkatini çeken bir konu daha var.
İngiliz komutanlar, karargâhta klasik müzik eşliğinde viski yudumlarken,
Anzaklar patır patır gidiyor. En son iki tabur Anzak gönderiyorlar bir
bölgeye... Türklerin, iki taburu yok etmesi iki saat bile sürmüyor.
Üstelik, müthiş bir sansür var.
Yazdığı haberler, İngiliz yetkililer tarafından engelleniyor.
Bakıyor ki, olacak gibi değil...
Sarılıyor kaleme, tüm gerçekleri tek tek anlattığı, 8 bin kelimeden oluşan,
"Gelibolu Mektubu"nu yazıyor.
Özeti şu:
"Çanakkale geçilemez... Hemen çekilin."
Ve bu mektubu, sansürden kurtulmak için Avustralya Başbakanı'na "elden" ulaştırıyor.
Avustralya Başbakanı mektubu okuyor, gözlerine inanamıyor ve âcilen, yine "elden" , İngiltere Başbakanı'na ulaştırıyor.
İngiltere Başbakanı mektubu okuyor, Savaş Kabinesi'ni topluyor, orada bir daha yüksek sesle okuyor...
Gizlice araştırılıyor.
Mektup doğru.
Hâttâ az bile yazılmış.
Cephedeki İngiliz komutanın, kendi poposunu kurtarmak için palavra attığı
anlaşılıyor.
Ve karar veriliyor.
Komutan görevden alınıyor.
Emperyalistler, Çanakkale'den çekiliyor.
Yazdığı mektupla savaşın sona ermesini sağlayan genç gazeteci, Avustralya'da
"kahraman" gibi karşılanıyor.
"Sir" ünvanı veriliyor.
E tabii kapılar açılıyor...
Savaşa "muhabir" olarak giden gazeteci, savaştan sonra "gazete sâhibi" oluyor.
Yıl, 1952.
Çanakkale'de savaşın kaderini değiştiren "sir gazeteci" vefat ediyor.
Bir tane oğlu var...
O zamanlar, 21 yaşında.
Babasının gazetesinin başına geçiyor.
Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor.
Avustralya'ya sığmıyor...
ABD'ye, Avrupa'ya el atıyor.
Bugün, 75 yaşında.
Dünya medya imparatoru.
75 televizyon kanalı...
175 gazetesi var.
TV kanallarıyla 600 milyon izleyiciye, gazeteleriyle 11 milyon okuyucuya hitap ediyor.
Yıl, 2006...
Çanakkale'nin "dövüşerek" geçilemeyeceğini ilk anlayan "sir gazeteci" nin
oğlu, Çanakkale'nin nasıl geçileceğini gösterdi...
EFT'yle.
Bastı parayı, TGRT'yi aldı.
İsmi, Rupert Murdoch. 


2/10/2006

GÜNAYDIN.......

 

 

 

 

 

 

 

Upgrade your email with 1000's of emoticon iconsHERKESE İYİ SABAHLAR

 

TÜM MUTLULUKLAR SİZİNLE OLSUN

 

HER GÜN YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR

 

BU GÜNÜ YAŞAMAYA BAKIN.........


 

2/10/2006

TURAN ENGİN

 
VİDEOSUNU İZLEYİN.....

 

Belediye Konservatuarı'nın ardından İstanbul Radyosu'nda ''Ses Sanatçısı'' olarak uzun yıllar görev yaptı.
Engin, Orta ve Doğu Anadolu'nun uzun havaları yanında Deyiş ve Semah'larıyla tanındı.
Turan Engin, yaptığı 4 plak ve 3 kasetle de dinleyicilerine ulaştı..
Engin, yaklaşık 100 türküyü derleyerek, TRT Türk Halk Müziği repertuarına kazandırdı. 

T U R A N      E N G İ N     

 

 

SENİ ÖZLEDİK..................................................................

 

 

 

 

 

 

Ömür Bahçasının Gülü Solmadan

Ömür bahçasının gülü solmadan
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Ecel bir gün bize haydı demeden
Uyan gel gözlerim gafletten uyan

Yunus artık yeter sözün tutulmaz
Senin kumaşların burda satılmaz
Böyle gitmeyinen menzil alınmaz
Uyan gel gözlerim gafletten uyan

.............................

..SENİN TÜRKÜLERİNİ DİNLEYEREK BÜYÜDÜK..................................................................

21/9/2006

orhan veli kanık

OARİSTYS

 

Ey hatırası içimde yemin kadar büyük,

Ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı

Hala rüyalarıma giren ilk göz ağrısı,

Çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük.

 

Ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk,

Kanımın akışını yenileştiren damar,

Gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar

İçime yeni bir fecir gibi dolan çocuk.

 

Ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi

Ve havaları seslerimizle dolu bahar,

Koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular,

Kağıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi.

 

Duyup karşı minarede okunan yatsıyı

Yatağıma sıcaklığını getiren rüya,

Denizlerinde onunla yaşadığım dünya

Ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı.

 

Ah! Birçok şeyler hatırlatan erik ağacı

Ve o ilk yolculukla başlayan hasret, zindan;

Atları çıngıraklı arabanın ardından

Beyaz, keten mendilimde sallanan ilk acı.

21/9/2006

orhan veli kanık

AŞK RESMİ GEÇİTİ

 

Birincisi o incecik, o dal gibi kız,

Şimdi galiba bir tüccar karısı.

Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.

Ama yinede de görmeyi çok isterim,

Kolay mı? ilk gözağrısı.

 

İkincisi Münevver Abla, benden büyük

Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları

Gülmekten katılırdı, okudukça.

Bense bugünmüş gibi utanırım

O mektupları hatırladıkça.

 

............................çıkar

............................durduk mahallede

..........................................halde

...........................adlarımız yan yana yazılırdı duvarlara

.......................................yangın yerlerinde.

 

Dördüncüsü azgın bir kadın,

Açık saçık şeyler anlatırdı bana.

Bir gün de önümde soyunuverdi

Yıllar geçti aradan, unutamadım,

Kaç defa rüyama girdi.

 

Beşinciyi geçip altıncıya geldim

Onun adı da Nurünnisa.

Ah güzelim

Ah esmerim

Ah

Canımın içi Nurünnisa.

 

Yedincisi Aliye, kibar bir kadın

Ama ben pek varamadım tadına,

Bütün kibar kadınlar gibi,

Küpe fiyatına, kürk fiyatına.

 

Sekizincisi de o bokun soyu:

Sen elin karısında namus ara,

Kendinde arandı mı, küplere bin.

Üstelik kendinde de

Yalanın düzenin bini bir para.

 

Ayten'di dokuzuncunun adı,

Barlarda göbek atar

İş başında şunun bunun esiri,

Ama bardan çıktı mı,

Kiminle isterse onunla yatar.

 

Onuncusu akıllı çıktı

Bıraktı gitti beni.

Ama haksız da değildi hani,

Sevişmek zenginlerin harcıymış

İşsizlerin harcıymış.

İki gönül bir olunca

Samanlık seyranmış ama,

İki çıplak da - olsa olsa -

Bir hamama yakışırmış.

 

İşine bağlı bir kadındı on birinci.

Hoş, olmasın da ne yapsın?

Bir zalimin yanında gündelikçi;

Adi Luksandra

Gece odama gelir,

Sabaha kadar kalır.

Konyak içer, sarhoş olur,

Sabahı da, işbaşı yapardı şafakla....

 

Gelelim sonuncuya.

Ona bağlandiğim kadar

Hiçbirine bağlanmadım.

Sade kadın değil, insan.

Ne kibarlık budalası,

Ne malda, mülkte gözü var.

Eşit olsak, der,

Hür olsak, der.

İnsanları sevmesini de bilir,

Yaşamayı sevdigi kadar.

21/9/2006

...

AHMETLER

 

Kimimiz Ahmet Bey,

Kimimiz Ahmet Efendi;

Ya Ahmet Ağayla Ahmet Beyfendi?

21/9/2006

....

DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN

Gemiler geçer rüyalarımda
Allı pullu gemiler..
Damların üzerinden,
ben, zavallı,
Ben, yıllardır denize hasret,
Bakar, bakar ağlarım.

Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından;
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi...
Halâ tuzlu akar kanım
İstridyenin kestiği yerden.

Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki, fena kalpli değil,
Köpükler ki, duduklara benzer,
Köpükler ki,
İnsanlarla zinaları ayıp değil.

Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler..
Damların üzerinden, ben, zavallı
Ben, yıllardır denize hasret.

Orhan Veli Kanık

Blogcu - Turkce ucretsiz blog Guncel bloglar Aktif blogcular Ucretsiz blog


Cingular

<>